Büyümek mi, çocuk kalmak mı: Siz hangisini seçerdiniz?

Hayatın her geçen gün zorlaştığı günümüzde çocukluk özlemi çeken insanların gitgide artiyor

Aslında bir süre öncesine kadar ben de bu büyük çoğunluğun içerisinde yer alıyordum diyebilirim. Sonra herkesin bir gün başına geldiği gibi, benim de büyüme zamanımın geldiğini fısıldadı hayat kulağıma. Çok zor oldu belki bu süreç, ama bir şekilde tamamlandı.

Döndüm ve şu soruları sordum kendime “Acılarımız değil mi bizleri biz yapan, kişiliğimizi belirleyen, benliğimizi oluşturan?”

Elbette ki çocukluğumuzun hayatımızdaki yeri apayrıdır. Belki hayatımızın en tasasız, kedersiz zamanları olduğu için, belki tüm sevdiklerimiz yanımızda olduğu için, belki hiçbir sorumluluğumuzun olmayışından, belki de bambaşka bir sebeptendir yerinin özel oluşu.

Ancak, kolay olduğu için sevdiğimiz çocukluğumuz değildir bizlere hayatı öğreten. Esas olan acılarımız, hatalarımız, mutsuzluklarımız, terk edilişlerimiz ve daha birçok duygu… Asıl bunlardır yaşadığımız dünyanın gerçekleri.

Aksini bir düşünsenize, barbie bebekli, oyuncak arabalı, yemişli, çikolatalı bir hayat ne kadar gerçek olabilir ki? Keşke öyle olsaydı diye düşündüğümüz zamanlar çoktur elbet, ama ne yazık ki işler bu şekilde yürümüyor.

Her insanın farklıdır büyüme serüveni. Kimileri çok ağır yaşarken o geçişi, kimileri daha sakin atlatabilecek kadar şanslı olabilmektedir. Aslolan bir şey varsa o da, bu süreci nasıl tamamladığımızdır. Unutmamamız gereken ise, o gün geldiğinde bir yanımızı çocuklar gibi özgür bırakabilmek ve her daim ziyaret edebileceğimiz bir çocukluğumuz olduğunu hatırlayabilmektir.

Peki yok mudur güzel yanları büyümenin? Olmaz mı?!

Özgürlük mesela. Çocukların ne kadar özgür ruhlu olduğunu anımsayın. Şimdi biraz daha dikkatli düşünün, bunu ne kadar çok hissetseler de aslında birçoğunun onları her fırsatta kısıtlayan ebeveynleri yok mudur hayatlarında? Hele de yaşadığımız şu toplumda…

Halbuki büyüdüğümüzde öyle mi? Belki de büyümenin en güzel yanıdır özgür olabilmek. Az önce de dediğim gibi, çocukken sizi kemiren o özgürlük duygusundan asla vazgeçmeyin. Unutmayın artık siz bir bireysiniz ve kendi kararlarınızı, kendi tercihlerinizi uygulamanız için bir engel yok hayatınızda. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu düşünebilecek kadar aklınız varsa ve tabi ki başkasına zarar vermediğiniz sürece, istediğinizi yapmakta özgürsünüz şu hayatta.

Büyüme vakti geldiğinde, hayatın bize öğrettikleri ile kendi yolumuzu çizmeye başlarız, bir karaktere bürünürüz. Şimdi ortaya yepyeni bir “Ben” çıkmıştır. Yeni karakterimizin oluşup biçimlenmesinin en büyük destekçisi de acılarımızdır hiç kuşkusuz.

Elbette herkes için başarılı sonuçlar ortaya çıkmayacaktır bu yolculukta. Her insanın birkaç kusuru yok mudur sonuçta? Ama önemli olan insanın içinde iyilik bulundurabilmesidir. Artık ne kadar kusurlu olursa olsun, yeni karakterimizi benimsemenin ve onu her haliyle sevebilmenin vakti gelmiştir.

Büyümenin bir diğer güzel yanı da hayatı öğrenmek, insanları tanımaktır aslında. Artık belli bir olgunluğa ulaşmış olduğumuzdan olsa gerek, hayatın gerçeklerini daha iyi görebilmeye, insanları belki de yalnızca gözlerine bakarak analiz edebilmeye başlamışızdır çoğu zaman. Yaşadığımız hüzünlerin, deneyimlerin, hatta başarısızlıkların payı büyüktür bunda. Üzülmek yerine teşekkür etmeliyiz hayata bize büyüme şansı verdiği, gerçek dünya ile tanışmamızı sağladığı için.

Bizden aldıklarından çok bize kattıklarına odaklandığımız zaman büyümek güzeldir aslında. Zor atlatılıyor olsa bile, çocukluğumuzla harmanlayabilmek, bunu başarabilmektir önemli olan. Yaşadıklarımızın bizi biz yaptığını hiçbir zaman unutmadan…

Yazımı büyümeyi en güzel anlatan yazarlardan olan Ursula K. Le Guin’in, hayatımın özeti olan şu sözüyle bitirmek istiyorum.

“Sanırım Yerdeniz Büyücüsü’nün en çocuksu yanı konusu: Büyümek. Büyümek, benim yıllarımı alan bir süreç oldu; bu süreci otuz bir yaşımda tamamladım – ne kadar tamamlanabilirse; o yüzden de çok önemsiyorum. Çoğu genç de önemser. Ne de olsa esas işleri budur: Büyümek.” – Ursula K. Le Guin

 

 
İLGİLİ HABERLER

Adriyatik’te kayıp kıta keşfedildi

Akdeniz’in karmaşık jeolojik yapısının incelendiği bir araştırmada, İtalya’nın Adriyatik Denizi’ni de içine alan bölgede bulunan kıta ‘Büyük Adria’ olarak anılıyor.